23 Eylül 2016 Cuma
Ali Ural'dan..
7 Temmuz 2016 Perşembe
Eskiler..
Onu dinlemek ile anlamak arasında hiçbir fark yok. İkisi de imkansızdı. Fakat ne göz ardı edebilmek mümkün onu, ne de anlayabilmek.. Kilidi pas tutmuş kapalı kapılar ardında..
Kilitlerini kırmak elimde olsaydı inan ellerim bunu yapmak için hiç vakit kaybetmezdi. Ama elimde değildi. Ve ve bu yüzden ellerimden nefret ediyordum.
Sevgili kalem. Bana ellerimi sevmemi sağlayamaz mıydı?
31 Mayıs 2016 Salı
Denizin Martı'yla Sohbeti..
Deniz eğildi kulağına Martının :
"Yapma" dedi ve ekledi;
"Maviliğime aldanıp dalma sularıma, balık yaşamıyor içimde artık."
Tebessüm etti Martı...
"Sadece balık için mi dalıyorum sanıyorsun maviliğine ?"
''Ya neden?'' diye sordu Deniz..
Sen ve ben dedi Martı;
bir çok aşığın fotoğraflarında aynı karede yer alıyoruz.
Bir çok ayrılanın sakladığı resimlerde de..
Balık yok diye seni terketsem, o fotoğrafları da terk etmiş olmaz mıyım ?..
"Ben açlığa ayıp olmasın diye değil, Aşk'a ayıp olmasın diye hala sendeyim!...
17 Mayıs 2016 Salı
Gelenler/Geçenler..
Sesi gül şurubu gibi, tatlı fakat serindi. Onu gördüm. Bakışları parlaktı. Birden hem sonbahar serinliğinin ürpertisi ile irkiliyor, hemde aynı anda ilkbaharın taze çiçekleri açıyordu titrek yüreğimde. Tuhaf. Neden bilmem onun yanında bedenim kasılıyordu. İlk defa nasıl davranacağımı bilemiyordum. Konuşma melekemi yitirmiş gibiydim. Duygularla dolup taşmama rağmen ona söyleyecek bir şey bulamıyordum. Sustu. "Lütfen susma" demek istedim. Susmasına eşlik etmek daha makul görünüyorken ne yapabilirdim bende sustum. Sessizce yan yana yürüdük. Hâlbuki kelimelerle arası gayet iyiydi. Ama bana bir şey söylemeye geldiğinde kocaman bir sessizlik, kilidi pas tutmuş kapalı bir kutuydu. Kilitlerini kırmak elimde olsaydı inan ellerim bunu yapmak için hiç vakit kaybetmezdi. Ama elimde değildi ve bu yüzden ellerimden nefret ediyordum.
Bana ellerimi sevmemi sağlayamaz mıydı ki?
...
"Sen bilirsin, nasıl istersen" dedim son olarak.. Nasıl ısrar edilir ki kalmak istemeyene. Ya yüzsüz derler, ya da gurursuz.. Kim bilir belki de "sen bilirsin, nasıl istersen" deyişim onu gelmekten vazgeçirdi. "Bekliyordum" ve "hâlâ bekliyorum" desem dilim mi kururdu? Kururdu bilirim..
Gitti! içimde koca bir çınar ağacı hiç durmadan yaprak döktü.
...
insan bir defa sevdalanmaya görsün.
Her anı sevdiğini buluyor. 'Ah biz' dedi Melek ve Nalan. "Yüreğimiz demir mengende sıkılıp, çıra gibi yanar, utanır da; hislerimizi, sevdamızı, ifade edemeyiz. Öylece ardından bakalarız.."
29 Nisan 2016 Cuma
14 Nisan 2016 Perşembe
ARZUHAL..
Geldiğim dağların o dizgin vurulmaz, değişman küheylanları gibiymişim. Ama derler ki; "Artık yeter Melek! Artık yeter o küheylanın beyninin kalyonlarında, ruhunun ormanlarında dört nala koşuşturup durduğu. Şimdi bi tel saçla kement atıp dizgine vurmak zamanıdır. Onca gelene hayır diyorsun, gideni istemiyorsun. Artık birine he demeli, yuvanı kurmalısın. En azından bir kere görüş ne kaybedersin ki?"
Hakikaten artık dizginlemeli miydim içimdeki deli tayları?
Peki ya hazır mıydım buna? Peki ya hazır olmak için neler gerekli, ne tür bir beklentim vardı ki bunca bekleyişimin? Hiç! Esasen yolum bir sevgiliden geçsin isterdim. Geçerken nefes nefese tükensin ömrüm. Ömrümün hülyasında bülbül ötsün. Yolum sevgiliden geçmiyorsa ve geçmeyecekse ya da bir yerde kesişmeyecekse onunla; boşuna o ruhumun deli ormanlarında dört nala koşuşturduğum o nefesler, o göz pınarlarıma dolan terler..
Ne bileyim belki de hüznüm bana mani oluyordur. Hüzne meftun biri olmasam da yakamı bırakmayan bir hüznüm varken; vereceğim bir taze keder iken kim razı olur ki buna.. Nasıl sebep olurum bir başkasına..
Kader bizler için ebedi bir muâmma . Ama madem kemant hazırlanmış, artık inat etmeden, belki de daha fazla direnmeden uzatıp boynumu beratımı alıp gelme zamanıdır.. Ne diyeyim Rabbim; hakkım(ız)da her şeyin mübarek olanı nasip et. Sen nasip et çünkü nasip etmek sana mahsustur.
8 Mart 2016 Salı
Konya günlükleri
Sevgili kalem
Mutluluk yazılmıyor bilirim. Kelimeleri yok tebessümü var çünkü.. Beyşehir'in uzun dar sokaklarında dolaşırken hemen yanımdan eteklerime çarparak bana dil çıkarıp ardından “abla kooşş arkandan deli geliyor” diyerek koşuşturan çocukların peşinden gerçekten de (deli)var mı yok mu diye arkama bile bakmadan nefesim kesilip, ciğerlerim parçalanırcasına koşarken buluyorum kendimi.. Özlemini çektiğim, çocukluğumu bulduğum bir koşuştu sanki bu.. İçimdeki çocuğun giderek benden elini ayağını çekmeye başladığı bir zamanda yeniden canlanan çocukluğumla beraber kaybolmuştum Anadolunun uzun dar sokaklarında.. Oturup bir kaldırımda mahalle bakkalından aldığımız bir zamanlar benim çocukluğumun da vazgeçilmezi olan 'göz yaşartıcı’ sakızı çiğnerken buldum kendimi. Mutluluktan yaşaran gözlerimi, duyduğum bu hazzı, çocuksu heyecanı hangi kelime yeter ki dile getirmeye.. Sanki Anadolu'da bir film çekiliyor da bende o filmin başrol oyuncusu ya da bir figüranı gibi hissederken; tüm bu büyünün çalan telefonumun sesiyle tıpkı saat 12'yi bulduğunda her şey eski haline dönen "külkedisi" masalı gibi son bulmuştu. ‘Neredesin sen?’ sorusuna bir an durup, sahi neredeydim ki ben? Olmak istediğim yerde.. Kaybolmuştum.. (esasen güzeldir kaybolmak) ama malesef dilimin ucuyla zoraki olarak geliyorum diyebildim.. Önceden fotoğraf çekmek için dolaştığım sokaklarda şimdi kendimi dinlemek için dolaşıyorum. İtiraf etmeliyim ki aslında kendimi arıyorum. Kendimi özledim. Herkesin akın akın ettiği bir şehirde (Konya) hiç kimsenin bilmediği günümüz kentleşmesinden uzak, tarih kokan ilçede (Beyşehir) bir haftasonu geçirmistim. İçimde tekrar canlanan çocukluğum ile beraber.
Sevgili kalem
Devrik cümlelerimle birkaç kelam yazsamda, esasen mutluluk yaşanıyor, hissediliyor, saklanıyor..
Elveda Konya, elveda Beyşehir..
27/02/2016
6 Mart 2016 Pazar
Otobüs Notları
23 Şubat 2016 Salı
Kız kulesi, Martı, Simit..
Duysan keşke...
22 Şubat 2016 Pazartesi
Biliyorsun ben belki yaramaz bir kuldum sevdaya düşeli..
"sevgiye hükmümüzü koymak için gayretlerimizi irdelemek istiyorum. Ben hükmümü kendimden ayırınca, kendi sevgine hükmetmen yetmezmiş gibi bana hükmettiğin o akşamı anımsıyorum. Yürüdüğümüz o sokaklar şahit. Gençtik Allah'ım diyor içimden bir ses. Gençtik ve nefsimiz artık bizim için kolay lokma değildi. Ama biz nefs için kolay lokma idik ve sevda taşını bağlamıştı ayağımıza. Ama Allah'ım sende şahittin utanan gözlerdeki o buğulu bakışa. Biliyorsun ben belki yaramaz bir kuldum sevdaya düşeli beri ama senindim, kulundum…"
19 Şubat 2016 Cuma
Kaderin kapıdaysa 'gelme' diyemezsin. Neyimsin sen benim şimdi tam olarak.?
Dalgaların sesi bile adınla dönüp dururken, öğle vakti tepemdeki güneşin tanımına benzerken gülümsemen,
-benim kaderimle oynamasan mı diyorum !.
Ak sakallı dedeler kaderle oynayabilir; yanlış yaparlar gerçi. Onu boşver, sevdiğine "sevmiyorum" demeyi bilmeyiz de, -sevdiğine sevdiğini söyleyememeyi iyi biliriz.
İnsanın kaderini bilmemesi ciddi kafa karıştırıyo. -Aramıyorum, beklicem.
-Gelicen mi sahiden ?
Sana seslendiğimde laaaps diye olsana yanımda İsmail abi gibi. Neyse.. Velhasıl;
/ "Kaderin kapıdaysa 'gelme' diyemezsin."
.. neyimsin sen benim şimdi tam olarak ?
7 Şubat 2016 Pazar
Yâdımda olduğun kâfi, artık yanımda ol!
"Yâdımda olduğun kâfi,
Artık yanımda ol!"
Diye başlayacaktı bu şiir. Lâkin başlamadan mısralardaki her şey uçup gitti, aslında genç kızın sadrı kitlendi ve bitti şiir.
6 Şubat 2016 Cumartesi
Hayat, düşünceleri tutan bir hapishanedir.
Ellerime sarılır beni bir gün unutacaksan bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma derdi boş yere mağaramdan çıkarma beni alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna tedirgin etme beni bu sefer geride bir şey bırakmadım tasımı tarağımı topladım geldim neyim var neyim yoksa ortaya döktüm beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim..
3 Şubat 2016 Çarşamba
NEREDEN BİLECEKSİN
O eski hülyaların sahile vurduğunu
Yakama bir muamma taktığım gün hatırla
Gurbetin mahşerimde bir sıla bulduğunu
Dağlar gibi eriyip aktığım gün hatırla
Nereden bileceksin, şehrin sokaklarında
Kaybolan ışıkların gözlerim olduığunu
Her seher yüreğimde açan karanfillerin
Her akşam ellerimde sararıp solduğunu
Nereden bileceksin
Kim bilir, belki bir gün kapıma geleceksin
Siyah tüylü martılar yorgun pencerelerde
Benimle ağlayacak benimle güleceksin
Göğsümde ızdırabı Deniz fenerlerinin
Hayatımdan fışkıran hüzne gömüleceksin
Her şairin bir gülle bahtiyar olduğunu
Bir sana bir göklere baktığım gün hatırla
Gönlümün kahrın ile ihtiyar olduğunu
Sigaramı sessizce yaktığım gün hatırla
Bilemezsin içimde bir denizdir yaşamak
Sen denizin en uzak noktasında şen şakrak
Ben kırgın dalgalarla avunurum derinde
Gemilere yosunlu mendiller bağlayarak
Nereden bileceksin fesleğen köklerinin
Hecai bulutlardan bıkıp usandığını
Ansızın kayıveren yıldızların ardında
Vuslatı bekleyen bir kalbin yandığını
Nerdem bileceksin
Yağmura boyun büken susuz topraklar gibi
Kim bilir belki bir gün kapıma geleceksin
Sinesinde bi-vefa bir sırrı saklar gibi
İnfazına yürüyen ölü tutsaklar gibi
Gözlerinin hicranlı yaşını sileceksin
Tatlı bir rayihanın göklere dolduğunu
Irmaklara karışıp aktığım gün hatırla
Gölgelerin ruhumu görüp kaybolduğunu
Mavi bir şimşek gibi çaktığım gün hatırla
Gülümse ve uzaklaş çünkü anlayamazsın
Bu kopan fırtınayı Yusuf'un yüreğinde
Koyu bir çaresizlik ayinidir yalnızlık
Züleyha'nın menekşe büyüyen gözlerinde
Nereden bileceksin kayalara tutunan
Devlerin birer birer vurulup öldüğünü
Rüyaları süsleyen eşsiz mücevherlerin
Bir dervişi görünce yere döküldüğünü
Nereden bileceksin
Kim bilir belki bir gün kapıma geleceksin
Kollarında rüzgarlı bir deprem karanlığı
Kapı aralığında sessizce gireceksin
Işıldayan bu gönül şahikası önünde
El pençe divan durup sen de eğileceksin
Bülbülün lalezardan neden kovulduğunu
Bu hayal zindanını yıktığım gün hatırla
Balığın susuz kalıp suda boğulduğunu
Acılar evreninden çıktığım gün hatırla
1 Şubat 2016 Pazartesi
31 Ocak 2016 Pazar
29 Ocak 2016 Cuma
Bu şehr-i Sitabûl ki bî-misl ü behâdır
Bu şehr-i Sitanbûl ki bî-misl ü behâdır
Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedâdır
Bir gevher-i-yekpâre iki bahr arasında
Hurşîd-i cihân-tâb ile tartılsa sezâdır
Altında mı üstünde midir cennet-i a'lâ
Elhak bu ne hâlet bu ne hoş âb u hevâdır
İnsâf[ı] değildir anı dünyâya değişmek
Gülzâr[ı]ların cennete teşbîh[i] hatâdır
İstanbul'un evsâfını mümkün mü beyân hiç
Maksûd[ı] hemân sadr-ı kerem-kâra senâdır
Ez-cümle Nedîmâ kulun ey Âsaf-ı devrân
Müstağrak-ı lütf u kerem ü cûd u atâdır
NEDİM
28 Ocak 2016 Perşembe
KEŞKE YALNIZ BUNUN İÇİN SEVSEYDİM SENİ
“kuşlar toplanmış göçüyorlar
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“seni o kadar yakından görünce,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“hızla geçen otobüslerin ardından benzeşmek…
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“senaryocu bayanla bir bankta oturuyoruz
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“iyi anlarında sesin kalınlaşıyor.
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“baktım yeri toparlıyor ayak izleri
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“eşiklere oturmuş bir dolu insan
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“fazıl hüsnü diyor ki, ne diyor fazıl hüsnü?..
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“ortaoyunumuzun dekoru bir kağıt mendil
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“uzaklardaydın, oracıkta öbür kıtada,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“ikinci bir parıltı var senin bakışlarında
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“kehanet adlı kısacık bir şiir buldum
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“yürüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“iki çay söylemiştik orda, biri açık,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“bir şey var, ancak makilerin orda söyleyebilirim,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
“an ki fıskiyesi sonsuzluğun
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
17 Ocak 2016 Pazar
Soğuk Bir İntihar
yıldızlar damlıyordu parmak uçlarından
kısa kirpiklerine ne kızlar asılı
elektrik çıtırtısı yok gibi saçlarından
yüzünde görünmez bir şiir yazılı
bir türlü anlaşılamadı nedeni nasılı
belki bir çağrışım işlenmemiş suçlarından
gülümsemesi bile ne kadar acılı
sanki gözyaşları dudaklarından
bu dünyaya ait her yanlışa meraklı
yanılgılar üretiyor uzlaşmazlığından
kendini çok dağıtmış herkesten alacaklı
uykuları kilitli koyu baş ağrısından
yalnızlığa saklanması kaçıp dünyalılardan
çünkü duygusallığı onlardan farklı
soluğu tıkanıyor o lazer tabancasından
soğuk bir intihar ki hani içinde saklı
16 Ocak 2016 Cumartesi
Fe sabrun cemil
Duygularını yoğun yaşayan insanlar vardı bi ara ne ara onlardan biri oldum hiç anlamıyorum. Sevmem hayatımın merkezine oturtmam gibi birşey. Öfkem hiç dönmeyecek bir ateş kadar şiddetli. Merhametim elindekini feda etmeye kadar gitti. Peki kulluktaki keyfiyetim? Bunu düşünüyorum ve bütü duygularım sıfırlanıyor. Yaşadığım zorluklara (insanlara) artık şunu diyorum. "Fe sabrun cemil"
14 Ocak 2016 Perşembe
DESTAN
Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!
Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak: Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden, Çatırdılar geliyor karanlık kubbemizden, Çekiyor tebeşirle yekûn hattını âfet; Alevler içinde ev, üst katında ziyafet! Durum diye bir lâf var, buyrunuz size durum; Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodurum! Bir şey koptu benden, şey, her şeyi tutan bir şey, Benim adım Bay Necip, babamınki Fazıl Bey; Utanırdı burnunu göstermekten sütninem, Kızımın gösterdiği, kefen bezine mahrem. Ey tepetaklak ehram, başı üstünde bina; Evde cinayet, tramvay arabasında zina! Bir kitap sarayının bin dolusu iskambil; Barajlar yıkan şarap, sebil üstüne sebil! Ve ferman, kumardaki dört kıralın buyruğu; Başkentler haritası, yerde sarhoş kusmuğu! Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama, Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma! Öttür yem borusunu öttür, öttür, borazan! Bitpazarında sattık, kalkamaz artık kazan! Allahın on pulunu bekleye dursun on kul; Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa; Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa! Kubur faresi hayat, meselesiz, gerçeksiz; Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz. Siyaset kavas, ilim köle, sanat ihtilâç; Serbest, verem ve sıtma; mahpus, gümrükte ilâç. Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan; Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan! Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde; Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde! Mezarda kan terliyor babamın iskeleti; Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti? Ah, küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap; Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap. (1947) |
Necip Fazıl Kısakürek
|