8 Mart 2016 Salı

Konya günlükleri

Sevgili kalem

Mutluluk yazılmıyor bilirim. Kelimeleri yok tebessümü var çünkü.. Beyşehir'in uzun dar sokaklarında dolaşırken hemen yanımdan eteklerime çarparak bana dil çıkarıp ardından “abla kooşş arkandan deli geliyor” diyerek koşuşturan çocukların peşinden gerçekten de (deli)var mı yok mu diye arkama bile bakmadan nefesim kesilip, ciğerlerim parçalanırcasına koşarken buluyorum kendimi.. Özlemini çektiğim, çocukluğumu bulduğum bir koşuştu sanki bu.. İçimdeki çocuğun giderek benden elini ayağını çekmeye başladığı bir zamanda yeniden canlanan çocukluğumla beraber kaybolmuştum Anadolunun uzun dar sokaklarında.. Oturup bir kaldırımda mahalle bakkalından aldığımız bir zamanlar benim çocukluğumun da vazgeçilmezi olan 'göz yaşartıcı’ sakızı çiğnerken buldum kendimi. Mutluluktan yaşaran gözlerimi, duyduğum bu hazzı, çocuksu heyecanı hangi kelime yeter ki dile getirmeye.. Sanki Anadolu'da bir film çekiliyor da bende o filmin başrol oyuncusu ya da bir figüranı gibi hissederken; tüm bu büyünün çalan telefonumun sesiyle tıpkı saat 12'yi bulduğunda her şey eski haline dönen "külkedisi" masalı gibi son bulmuştu. ‘Neredesin sen?’ sorusuna bir an durup, sahi neredeydim ki ben? Olmak istediğim yerde.. Kaybolmuştum.. (esasen güzeldir kaybolmak) ama malesef dilimin ucuyla zoraki olarak geliyorum diyebildim.. Önceden fotoğraf çekmek için dolaştığım sokaklarda şimdi kendimi dinlemek için dolaşıyorum. İtiraf etmeliyim ki aslında kendimi arıyorum. Kendimi özledim. Herkesin akın akın ettiği bir şehirde (Konya) hiç kimsenin bilmediği günümüz kentleşmesinden uzak, tarih kokan ilçede (Beyşehir) bir haftasonu geçirmistim. İçimde tekrar canlanan çocukluğum ile beraber.

Sevgili kalem

Devrik cümlelerimle birkaç kelam yazsamda, esasen mutluluk yaşanıyor, hissediliyor, saklanıyor..

Elveda Konya, elveda Beyşehir..

27/02/2016

6 Mart 2016 Pazar

Otobüs Notları

Akşam karanlığı, şehrin üzerine sessizce çöküyordu. Bursa'nın soğuk ve ışıklı caddelerinden birinde ilerliyordu otobüsüm. İki tarafımdan akan rengarenk ışıklı mağazaların önünden aceleci kalabalıklar geçiyordu; kaldırımları dolduran insanlar, ellerinde küçük paketleri, yüzünde sıcacık evlerine gidiyor olmanın rahatlığı, omuzlarında ise tüm günün yorgunluğu.. Bende onlar gibi yorgundum, uykusuzdum. Çöken kalabalıkla birlikte göz kapaklarıma yayılan ağırlığa karşı koymak giderek imkansız hale geliyordu. Başımı otobüsün camına yasladığımda hep aynı his aynı düşünce..