29 Nisan 2016 Cuma
14 Nisan 2016 Perşembe
ARZUHAL..
Geldiğim dağların o dizgin vurulmaz, değişman küheylanları gibiymişim. Ama derler ki; "Artık yeter Melek! Artık yeter o küheylanın beyninin kalyonlarında, ruhunun ormanlarında dört nala koşuşturup durduğu. Şimdi bi tel saçla kement atıp dizgine vurmak zamanıdır. Onca gelene hayır diyorsun, gideni istemiyorsun. Artık birine he demeli, yuvanı kurmalısın. En azından bir kere görüş ne kaybedersin ki?"
Hakikaten artık dizginlemeli miydim içimdeki deli tayları?
Peki ya hazır mıydım buna? Peki ya hazır olmak için neler gerekli, ne tür bir beklentim vardı ki bunca bekleyişimin? Hiç! Esasen yolum bir sevgiliden geçsin isterdim. Geçerken nefes nefese tükensin ömrüm. Ömrümün hülyasında bülbül ötsün. Yolum sevgiliden geçmiyorsa ve geçmeyecekse ya da bir yerde kesişmeyecekse onunla; boşuna o ruhumun deli ormanlarında dört nala koşuşturduğum o nefesler, o göz pınarlarıma dolan terler..
Ne bileyim belki de hüznüm bana mani oluyordur. Hüzne meftun biri olmasam da yakamı bırakmayan bir hüznüm varken; vereceğim bir taze keder iken kim razı olur ki buna.. Nasıl sebep olurum bir başkasına..
Kader bizler için ebedi bir muâmma . Ama madem kemant hazırlanmış, artık inat etmeden, belki de daha fazla direnmeden uzatıp boynumu beratımı alıp gelme zamanıdır.. Ne diyeyim Rabbim; hakkım(ız)da her şeyin mübarek olanı nasip et. Sen nasip et çünkü nasip etmek sana mahsustur.